29 Kasım 2013 Cuma

10 Saniye

        Her şeye hazırlıklı olacaksın bu hayatta.

        Yemin ederim hayatımda daha önce böyle bir an yaşamadım. 5 yaşımdan sonra yaşadıklarımı iyi hatırlıyorum. (Hiç sevmem bir özelliğimi ne kadar çok hatırladığımı anlatırım bir ara) Ama az önceki 10 saniye hakkında hiç bir fikrim yok. Ne oldu anlamadım. Saniyeler bittiğinde yerdeydim. Ya da yere çok yakın da olabilirim. Böyle mi ölünüyor diye düşündüm bir an. Ansızın böyle mi ölünüyor. Nefes alamıyorsun gözlerin sadece bir yüz hatırlıyor. Hızlı geçen bir yüz. Hayatımdan değil yanımdan hızlı geçen. Hayatımdan o kadar hızlı geçmedi onu anlatacağım gücüm yeterse. 

        Aslında hakkında cümle kurabilsem hatırlamadığım 10 saniye hakkında ne hatırlamadığımı çok iyi anlatırım ama beceremiyorum. Sonrasını belki daha iyi anlatabilirim. Çok ciddiyim gözüm karardı. Zaten tutmasalar yere oturacaktım. Bıçaklanmış gibiydim sanki. Halbuki daha önce hiç bıçaklanmadım. Nasıl bir acıdır bu nefes alamıyorum. Bir şeyler oluyor bilmiyorum. Beni götürün buradan. Bu şehir hiç iyi gelmiyor bana. Hatırlanacak çok fazla hatıra bıraktı ve devam ediyor. Gözlerim acıyor Angelika. Nereden çıktın öyle bir anda. Nasıl gitmiştin öyle bir anda. Eh be Angelika. Benim bu şehirdeki en güzel günlerimin yol arkadaşısın sadece artık. Baya farklı sevmiştim seni. Düzgündü. 

       Ama insanları tanıyamıyorsun. Çok farklı zamanlarda gidiyorlar ve döndüklerinde çok farklı dönüyorlar. Biz böyle dönemedik anasını satıyım. Nasıl dönelim ki aga. Bir park var burada. Her yolumuz oraya çıkıyor. Yemin ediyorum dili olsa da konuşsa ne hikayeler anlatır inanamazsın. Hem ağlar hem gülersin. Benim de öyle işte ne güzel ağlıyorum, güler gibi. 6 saattir konuşamıyorum ulan nasıl bir 10 saniyeydi o. Hangi kelime anlatabilir ki. Bana geri verebilir misin o saniyeleri.? Veremezsin değil mi? Ben de almam zaten. 

       Nasıl değişik psikolojilerin yaşandığı bir yazı oluyor bu böyle. Hiç sürüklemiyor değil mi? Ne yapayım? Metafor okumayı seviyorum? Yazmayı bilmiyorum zaten. Görmüyor musun cümleler ne kadar kısa? 10 saniye gibi çok kısa işte. Bu akşam hayatımda unutamayacağım bir an yaşadım ulan ne anlatayım yani. Yakınlarımı kaybettiğim oldu. Hayatımdan sildiklerim oldu. Hiçbirinde böyle hissetmemiştim. Çok farklıydı bu. 

       Şu çabuk biten ilkbahar vardı ya. Son perdesi bu akşamdı. Hiç bir zaman yayınlanmayacak beklemeyin. Sen de bekleme Angelika. Hoşçakal. 


Burada çok fena bir şarkı var.
Unutmayın her şarkı ikinci dinleyişinizde daha güzeldir. 
      

10 Ekim 2013 Perşembe

İlkbahardan Sonrasını Hatırlamıyorum

Basit bir başlığı olan bu yazıyı çok fazla kişinin okuyacağını sanmıyorum. Zaten blog oldukça düzensiz. Dolabın derinliklerindeki bir defter gibi burası benim için. Çok nadir açıyorum sayfaları. Genelde yeni dinlediğim bir kaç şarkı sebep oluyor parmaklarımın oynamasına.

Son 1 yıldır ne kadar sakin bir hayatım var. Bir gece kulübüne gitmeyeli ne kadar uzun zaman oldu. Ne kadar güzel sakinleştiriyorum kendimi artık. Sinirlerimi aldırmış gibiyim.

Ama duygularını aldıramıyor ya da değiştiremiyorum. Bir mevzuya daha adım attım bu seferki harbiden farklıydı yani yemin ederim bak farklıydı. Bir insanın önüne lap diye inilir mi öyle oğlum. Olması gereken her şeyi yaptım ve her şey çok normaldi. Yeni bir hayat böyle başlayabilirdi ancak. Bu blogun adını en çok hakeden olduğunu düşünmüştüm. Tam zamanı ve doğruydu. Ama bu sefer ne ters gitti gerçekten bilmiyorum.

Bazen hayatınızda her şeyi kontrol edemeyebiliyorsunuz. Bu yeni şarkılar keşfetmenize sebep oluyor,daha kısa cümleler kurmanıza ve daha fazla göz tutulmalarına. Doğru dürüst insan olmaktan vazgeçmedikçe daha çok şarkılar çıkacak karşıma sanırım. Benim başkalarının hayatlarına çıktığım gibi ansızın. Ve böyle giderse daha çok şarkıyı unutacağım, aniden çıkarıldığım hayatlar gibi. Sakın bana doğru düzgün olmaktan vazgeçme demeyin. Bu yaştan sonra değişecek değilim. Basit değildi o hisler gelip geçici hiç değil. Neyse ilkbahar yaşanmadı farzedelim senin istediğin olsun.

Kesin bilgi ama yaymayın,sadece siz bilin: Hala özlüyorum.

21 Haziran 2013 Cuma

Biraz Daha Bekle

             Günaydın. Günaydın dediği günlerde, o günümün nasıl geçtiği hakkında henüz bir fikri yoktu.

             Daha anlatmadım ona herşeyi, neden anlatmadığımı bilmiyorum. Tam 8 aydır haftada en az 3 kez görüşüyorduk fakat bu hafta pazar günü gelmiş olmasına rağmen hiç görüşmedik. Neden böyle oldu sorusuyla kavga ediyorum sanırım 36 saattir.

             Odamı toplamayı unuttum. Evi de 1 aydır toplamayı unutuyorum. Telefonumun şarj aletini bulmak için itfaiye çağırabilirim. Bulduğum ilk tişörtü ve pantolonu giyip o evden kurtuldum. Komşuluk ilişkilerinin olmadığı bir mahallede oturduğum için mutluyum. Yoksa çoktan atarlardı beni buradan. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Deniz kokusu beni kendine çekiyor. Sahil yoluna girdiğimi fark ettiğimde telefonum çalıyordu. 
Annem, özlemiş beni. Neden gelmiyorsun dedi. Çalışıyorum işler çok yoğun dedim. 19 yaşından beri bu yalanı atıyorum. Onu tanıdığımdan beri  eve gitmiyorum. Ben de çok özledim. Ama gidemiyorum o bu şehirde oldukça bırakamam ben burayı. Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. Annemin sesi böyle yapıyor beni. Ona ben de seni çok özledim dediğimden çok daha özledim. Telefonla konuşurken denize iyice yaklaşmışım. Devam ettim. Kumların üstünde hiç kimsenin olmadığı günler çok zor olur burada. Öyle bir gün. Kumların üstüne inmedim. Beton yolda yürüyorum. Aklımdan neden böyle oldu sorusunu çıkaramıyorum. Sahil çok uzun. Yorulana kadar yürümeyi düşünüyorum. İleride kumların üstünde iki kişi görüyorum. Ellerinde siyah bir poşet var. Yaklaştım. Akşamdan kalma bira şişelerini toplayan çocuklar. Beni görünce korktular. Yüzlerini çevirdiler. Utanıyorlar. Yaptıkları işin ne kadar değerli ve şerefli olduğundan haberleri yok.

              Yürümeye devam ettim. Az ileride iki kişi daha gördüm. Sahil boyunca koşuyorlar. Yüzlerini göremiyorum aramızda yaklaşık 100 metre var. Biraz daha yürüdüm. Çok özlediği bir yüzü gördüğünde bir anda ondan nefret edebilir mi bir insan. Ben özel derse gittiğini düşünüyordum. Sanıyorum sahilde koşma ve birbirine sarılma konusunda özel ders veriyor. Hayatımın en zor sınavına girdim bir an. Yanlarına gidip bağırıp çağırma ve susup devam etme konusunda kararsızım. Bir sigara yaktım uzaktan birbirlerine yaptıkları figürleri izliyorum. Bu hikayenin sonunun böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Ve bunu yazdığımda onu görmeyeli 4 sene olmuştu.



             

9 Haziran 2013 Pazar

Tam Zamanı



-Bir gün nerede yaşayacağım biliyor musun ?
-Cennet şelalerinde... 




Bu yazıyı bir gecenin ortasından koparttım. Tehlikeli olmasını beklemiyorum. 

Bir şeyin zamanı gelir ama giderse geri gelmez dedi. Çok güzel bir manzarada oturuyorduk. Hava birden soğudu. Şal istedik. Mekan çok fazla kalabalık değildi ama çok konuşan bir masa vardı. Baileys içiyorlardı. Öyle sosyete bir sohbetleri vardı sanki. Aslında bu benim sevmediğim bir özelliğim. Başkaları hakkında çok düşünüyorum. Ben o masada oturan kadınların çocuklarının hangi kolejde okuyor olabileceğini çoktan düşünmüştüm sesleri kulaklarımızı tırmaladığında.

Dikkatimi onun üzerinden kaldırdım bir süre. Rahat bırakmamı istiyor gibi hissettim sanki. Gidelim artık buradan dedi. Hesabı istedik. Yarım bir bira şişesinin içinde getiriyorlar adisyonu. İlginçler. Kalktık. Yola çıkmamız için ufak bir yokuş çıkmamız gerekiyor. Topuklu ayakkabıları var. Dı. Ben nereden yola çıkacağımızı düşünürken o yokuşta rahat yürüyebilmek için ayakkabılarını çıkarıp eline aldı. Yürüyoruz. Aslında çok enerjik bir hatunun bütün bir gece sessiz kalması hayıra alamet değil diye düşünüyordum. Bu hareketi bu gece beklemiyordum.

Gece boyunca geleceğimizi konuştuk ve biraz gerildik sanırım. Gerilmek değil de belki çok fazla düşündük ikimizde. Ben alışkınım da o sevmez çok düşünmeyin. Yokuşu bitirdik bu arada. Ayakkabılarını giymeyecek misin diye sordum. Sen de çıkarsana dedi. Enerjisi geri geliyordu. Kıramıyorum. Ben de çıkardım ayakkabılarımı. Dar ve eski evlerin olduğu bir sokağa girdik. Sonra birbirimize bakıp çıplak ayaklarımıza gülmeye başladık. Eski evler çatırdamaya başladı gürültümüzden. Adımlarımızı hızlandırdık. Değişik bir yerdeyiz sanırım. Düzgün bir yola çıkışı bulamıyoruz. Çokta şikayetçi değilim bu durumdan. Eski evlerin olduğu yeni bir yola daha girdik. Basit bir yol değil burası sonundaki manzara o sosyete mekanından daha afilli. Yolun ortasına oturduk. Küçük çantasından cep votkasını çıkardı. Şaşırmaya devam ediyorum. Ben de onu şaşırtmak istedim ve sigara paketini çıkardım. Gecenin geri kalanında konuştuklarımızı unutmuş gibiyiz. Aynı votkayı paylaştığımızın sadece ben farkındayım. O mekanın tadını çıkarıyor, ben votkanın. Bu şehrin manzarası beni bozuyor, duygusallaştırıyor ve sen bunu çok iyi biliyorsun dedi. Ben suçsuzum ayakkabılarımı çıkarmamı sen istedin ve yol bizi buraya getirdi dediğimde boş votka şişesini duvarda parçalamıştı. Seken cam parçalarının zarar vermemesi için yüzünü kapattım ellerimle. İstemeden ona dokunmuş oldum. O an mevsim değişti. Hiç mi olmayacak dedim. Hayır dedi. Neden diye sormaya korktum. Sormadan cevap verdi:

- Çünkü votkamız bitti....



17 Nisan 2013 Çarşamba

Gemi Geliyor

Oğlum çok sıkıldım ben bir kaç akşamdır dedi sevgilisine. Böyle çok samimi konuşuyorlar genelde. Birbirlerine çok açık küfür bile ediyorlar. Ben böyle bir ilişkinin yürüyeceğini düşünmüyorum ama bakış açısı işte. Bana sen de gel dediler. Nereye gidiyoruz dediğimde ayakkabılarımı bağlıyordum. Bir kaç gündür onlarda kalıyorum kafayı dağıtmak için. Neyi mi dağıtıyorum. Anlatırım.

Evden çıkarken ayakkabıyı sildiğim ıslak mendili çöpe atmaya bile üşeniyorum şu sıralar neden çıktım bu yola bilmiyorum. Yine elimde kaldı ıslak mendil. Hava nasıl sıcak lan böyle. Nereye gidiyoruz nereye ?

Sahile indik varyanttan. Bizimkiler yine küfürleşiyorlar. Ben de günler sonra saf oksijenin keyfini çıkarıyorum. Bu arada varyantın başındaki büfeden aldığım birayı açtım. Üzerindeki İzmir yazısını arıyorum. Çok özledim memleketi bir ara gidebilsem belki rahatlayacağım.

Kitap okumuyorum ondan hep bu tıkanmalar. Yokuştan inerken bile nefes nefese kaldım. Bir de çıkması var. Sanırım sahile geldik. Böyle akşam saatleri çok güzel oluyor burası. Piknik yapmaya gelenler de var, yakamoz seyretmeye gelenler de. Kumlara oturdum. Birayı kuma gömdüm. Yan tarafta bir aile pikniğe gelmiş. Ver şu zeytinyağlıyı diyor abi.

Bizim kamiller geldi. Bira alacaklardı sözde. 3 şişe şarap almışlar. Hiç gerek yoktu şarap gecesine. Hava iyice karardı. Benim bira bitti. Serinlemek için almıştım zaten. Şarabımı açıyorum. Şarap sarhoş olmak için alınır.

Bir yaz akşamı oturmuşuz şarabımızı yudumluyoruz havası atmak istiyorum. Kamiller şarap sayesinde romantizme bağladı. Ben koptum onlardan. Deniz sanki göğsüme oturdu. Rahatlamış hissediyorum. Her nefes alışımda dalgalar kabarıyor. Bir gemi geliyor demir atacak ya da karaya oturacak. Başımda bir acı hissettim, şöyle dokundum elim kıpkırmızı oldu. Ulan şarabı döktüm herhalde diye düşündüm. Ben değil bizim kamiller dökmüş. Hadi kalk gidelim demekmiş bu. Kalktık, hiç birimiz yürüyemiyoruz. Benim göğsümde deniz oturuyor zaten. Neyse eve geldik,yattık,uyuduk.

18 Mart 2013 Pazartesi

Tahta Masadakiler

Neden geldik bu mekana bilmiyorum? Bir yerlere gidelim demiştim ama istediğim yer burası değildi sanki. Tahta sandalye ve masaları var mekanın. Köşede semaverde çay kaynıyor. Kendin alıyorsun çayını. Başka bir sipariş vereceksen de sadece bir tane garson var. Zor da olsa yetişmeye çalışıyor. Çay canım istemedi benim , o da içmeyecekmiş. Türk kahvesi istedim sade. Orta şekerli istedi o. Bana ters olsun diye her şeyi yapacak sanıyorum. Anlat dedim. Neden sesin çok çıkmıyor bugünlerde. Kahveler gelince başlayalım mı sohbete, biraz radyodan çalan müziği dinleyelim dedi. Radyoda babamın kanallarından biri çalıyor. Hani böyle sinyali tam alamaz ama müthiş şarkı çalar. O şarkı o cızırtı ile daha güzel olur. Öyle bir ses işte. Sanki ikimizin de sustuğu o 10 dakika daha keyifliydik. Kahveler geldi. Başla dememi bekliyor galiba. Anlattı. Ben haketmediğim şekilde davranılıyor son günlerde. İçimden gelen şekilde davranıyorum oğlum ben. Bu mu hata dedi. Mevzuyu da bilmiyorum ha. Böyle başladı ve gittikçe derinleşti. Ne yorum yapacağımı da bilmiyorum. Sonra başladım başımdan geçen eski konuları anlatmaya. Aynen yazdığım gibi düşük cümlelerle konuşuyorum. Kahveyi de su gibi içtik. Radyodan gelen ses gittikçe bozuluyor. Hava da iyice karardı. Ben anlatıyorum eksi bilmem kaç dereceleri anlatırken telefonu çaldı. Açtı ve masadan uzaklaştı. Ne konuştuğunu merak ettim ama gelince sormayacağım. Kendime bir çay koyayım dedim. Semaverin yanına gittim. O sırada oturmuş arkamdan seslendi. Eliyle ben de istiyorum gibi bir işaret yaptı. Çaycı mıyım ben. Neyse anladım. Bir bardakta ona aldım. Kaldığım yerden devam edeyim diye düşünürken. Boşver ya anlatma dedi. Anlatırken ne kadar sıkıldığımı tekrar tekrar üzüldüğümü gördü sanırım. Çayları yavaş içiyoruz. Radyonun sesi düzeldi. Bu şehir girdap gülüm çalıyor. Ben hangi bölümünde çaldığını düşünürken onun dalıp gittiğini farkettim. Hiç bir tepki vermedim. Uzun bir süre izledim. Nefes bile almıyordu sanki. Sonra kalk sahile gidelim dedim. Ne dersem ters tepki vereceğini bildiğim için salladım öyle ortaya. Aslında eve gidip bilgisayarımın başına geçmek  istiyordum. Tamam gidelim dedi. Şaşırdım. Kalktık. Garsona benim ve bu bayanın hesabı toplam ne kadar diye sordum? 8 lira ama hangi bayandan bahsediyorsun abi dedi?

Ben bu hikayede nerede oturduğumu bilmiyordum. Ama sanırım o hep masanın baş köşesindeydi.

28 Şubat 2013 Perşembe

Gökkuşağının En Güzel Rengi: Siyah

Adam durmak nedir bilmiyor. Bir kadeh daha koydu devam ediyoruz kaldığımız yerden. Bizim kuzen böyle tuhaf adam bazen gönlümden koptu oğlum içelim işte bu akşam diyor. Aslında sevmiyorum ben bu adamı. Zamanında çok yamuk yaptı bana. Terlik fırlatmıştı bir keresinde, sonrasında birbirimize girdik. 1 hafta her yerimiz mosmor gezdik. Anılara geçmeyelim de mevzu uzamasın. Neyse bizim çatıdayız işte keyfimiz zirve yapmış. Kadeh seslerinden komşuların ışıkları yanıyor birbir. Sıçtık galiba. Ama muhabbetin dibine de vurduk be oğlum. Sokakta kırmızı,mavi ışıklar gördük sonra çok hızlı yanıp sönüyorlar. Ne olduğunu biliyorsun işte koçum metafor derdine düşme. Bize gelmedi bu aynasızlar diye düşünüyorduk zil çalana kadar. Dedim işte sıçtık diye komşular aradı çağırdı kesin. İndim aşağıya açtım kapıyı. Ağzım da nasıl kokuyor aynasızın ağzında sigara olsa son ihbarlarını almış olacaklar yazık. Ne oldu dedim? Selim burada mı oturuyor dediler. Evet dedim. Hakkında ihbar var çağırın karakola götürücez dediler. Ne ihbarı lan demeye kalmadan daldılar içeriye. Bizim kuzen de sakin adamdır öyle kolay kolay bir falsosu olmaz. Çatıya çıkmış aynasızlardan biri almış Selim'i indiriyor aşağıya. Kırmızı-mavi ışıklı arabaya bindirdiler götürüyorlar. Ben de atladım bir taksiye takip ediyorum bunları mevzu nedir diye de düşünüyorum yolda. Neyse vardık aynasızların dükkanına. Kafamız da ciddi güzel, korkuyorum adamların mekanı havaya uçacak. İçeriye korkarak girdik. Bizimkini aldılar direk sorguya ben de naptığını öğrenmeye çalışıyorum bir yandan. Sonra vicdanlı bir polis abi söyledi. Bizimki bir kızı seviyormuş üniversitede, onu rahatsız etmiş fazlaca. Tabi onların söylediği bu. Bir de Selim'den dinlemek lazım. Biraz bekledim. Arabaların üzerindeki mavi ışık rengindeki koltuklarda. Telsiz sesleri canımı sıktı baktım bizimkinin de çıkacağı yok napıyorlarsa çocuğa içerde. Dışarı çıktım bir sigara yaktım korkarak. Uçabiliriz her an. İlk nefesi çektiğime göre bir şey olmadı galiba. Hiç bir şey düşünmeden ilk dal sigarayı bitirmişim. İkinciyi yakarken bizimki kapıdan göründü. Ne oldu oğlum diyecekken yüzündeki izler dikkatimi çekti. Hırpalamışlar sanırım. Atladık arabaya sahile doğru gittik. Başka bir yer iyi gelmez bu halde birine. Başla bakalım anlatmaya dedim. Evde kaldığımız yerden de devam ediyoruz bu arada. Kızı çok seviyorum be kuzen. Uzun bir süre anlatmadım, dayandım. Sonra olmadı geçenlerde çekip konuştum. Anlattım seviyorum seni dedim. Dinledi sağolsun. Hiç bir şey demeden gitti. Ben de buna bir kaç mesaj attım, öyle kötü bir şey yazmadım seviyorum ediyorum falan yazmıştım. Babası görmüş mesajları aynasızlarda sağlam arkadaşları varmış. Ondan buradayız bu gece işte. Kusura bakma geceyi mahvettim. Ne güzel demleniyorduk dedi. Olsun be aslanım dedim. Komşuların da uykusu gelmişti zaten. Bir şey sorucam harbiden seviyor musun lan yoksa yıllardır anlattıkların hep takıntılı oldukların gibi mi dedim. Sevmek ney be abi gözlerini görene kadar siyah renk nedir bilmiyormuşum. Bence gökkuşağının en güzel rengi siyah dedi. Helal olsun dedim sonra şişeleri atarken radyoda bu şarkı çalıyordu. http://www.youtube.com/watch?v=j5aPiHRJyP4