21 Haziran 2013 Cuma

Biraz Daha Bekle

             Günaydın. Günaydın dediği günlerde, o günümün nasıl geçtiği hakkında henüz bir fikri yoktu.

             Daha anlatmadım ona herşeyi, neden anlatmadığımı bilmiyorum. Tam 8 aydır haftada en az 3 kez görüşüyorduk fakat bu hafta pazar günü gelmiş olmasına rağmen hiç görüşmedik. Neden böyle oldu sorusuyla kavga ediyorum sanırım 36 saattir.

             Odamı toplamayı unuttum. Evi de 1 aydır toplamayı unutuyorum. Telefonumun şarj aletini bulmak için itfaiye çağırabilirim. Bulduğum ilk tişörtü ve pantolonu giyip o evden kurtuldum. Komşuluk ilişkilerinin olmadığı bir mahallede oturduğum için mutluyum. Yoksa çoktan atarlardı beni buradan. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Deniz kokusu beni kendine çekiyor. Sahil yoluna girdiğimi fark ettiğimde telefonum çalıyordu. 
Annem, özlemiş beni. Neden gelmiyorsun dedi. Çalışıyorum işler çok yoğun dedim. 19 yaşından beri bu yalanı atıyorum. Onu tanıdığımdan beri  eve gitmiyorum. Ben de çok özledim. Ama gidemiyorum o bu şehirde oldukça bırakamam ben burayı. Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. Annemin sesi böyle yapıyor beni. Ona ben de seni çok özledim dediğimden çok daha özledim. Telefonla konuşurken denize iyice yaklaşmışım. Devam ettim. Kumların üstünde hiç kimsenin olmadığı günler çok zor olur burada. Öyle bir gün. Kumların üstüne inmedim. Beton yolda yürüyorum. Aklımdan neden böyle oldu sorusunu çıkaramıyorum. Sahil çok uzun. Yorulana kadar yürümeyi düşünüyorum. İleride kumların üstünde iki kişi görüyorum. Ellerinde siyah bir poşet var. Yaklaştım. Akşamdan kalma bira şişelerini toplayan çocuklar. Beni görünce korktular. Yüzlerini çevirdiler. Utanıyorlar. Yaptıkları işin ne kadar değerli ve şerefli olduğundan haberleri yok.

              Yürümeye devam ettim. Az ileride iki kişi daha gördüm. Sahil boyunca koşuyorlar. Yüzlerini göremiyorum aramızda yaklaşık 100 metre var. Biraz daha yürüdüm. Çok özlediği bir yüzü gördüğünde bir anda ondan nefret edebilir mi bir insan. Ben özel derse gittiğini düşünüyordum. Sanıyorum sahilde koşma ve birbirine sarılma konusunda özel ders veriyor. Hayatımın en zor sınavına girdim bir an. Yanlarına gidip bağırıp çağırma ve susup devam etme konusunda kararsızım. Bir sigara yaktım uzaktan birbirlerine yaptıkları figürleri izliyorum. Bu hikayenin sonunun böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Ve bunu yazdığımda onu görmeyeli 4 sene olmuştu.



             

9 Haziran 2013 Pazar

Tam Zamanı



-Bir gün nerede yaşayacağım biliyor musun ?
-Cennet şelalerinde... 




Bu yazıyı bir gecenin ortasından koparttım. Tehlikeli olmasını beklemiyorum. 

Bir şeyin zamanı gelir ama giderse geri gelmez dedi. Çok güzel bir manzarada oturuyorduk. Hava birden soğudu. Şal istedik. Mekan çok fazla kalabalık değildi ama çok konuşan bir masa vardı. Baileys içiyorlardı. Öyle sosyete bir sohbetleri vardı sanki. Aslında bu benim sevmediğim bir özelliğim. Başkaları hakkında çok düşünüyorum. Ben o masada oturan kadınların çocuklarının hangi kolejde okuyor olabileceğini çoktan düşünmüştüm sesleri kulaklarımızı tırmaladığında.

Dikkatimi onun üzerinden kaldırdım bir süre. Rahat bırakmamı istiyor gibi hissettim sanki. Gidelim artık buradan dedi. Hesabı istedik. Yarım bir bira şişesinin içinde getiriyorlar adisyonu. İlginçler. Kalktık. Yola çıkmamız için ufak bir yokuş çıkmamız gerekiyor. Topuklu ayakkabıları var. Dı. Ben nereden yola çıkacağımızı düşünürken o yokuşta rahat yürüyebilmek için ayakkabılarını çıkarıp eline aldı. Yürüyoruz. Aslında çok enerjik bir hatunun bütün bir gece sessiz kalması hayıra alamet değil diye düşünüyordum. Bu hareketi bu gece beklemiyordum.

Gece boyunca geleceğimizi konuştuk ve biraz gerildik sanırım. Gerilmek değil de belki çok fazla düşündük ikimizde. Ben alışkınım da o sevmez çok düşünmeyin. Yokuşu bitirdik bu arada. Ayakkabılarını giymeyecek misin diye sordum. Sen de çıkarsana dedi. Enerjisi geri geliyordu. Kıramıyorum. Ben de çıkardım ayakkabılarımı. Dar ve eski evlerin olduğu bir sokağa girdik. Sonra birbirimize bakıp çıplak ayaklarımıza gülmeye başladık. Eski evler çatırdamaya başladı gürültümüzden. Adımlarımızı hızlandırdık. Değişik bir yerdeyiz sanırım. Düzgün bir yola çıkışı bulamıyoruz. Çokta şikayetçi değilim bu durumdan. Eski evlerin olduğu yeni bir yola daha girdik. Basit bir yol değil burası sonundaki manzara o sosyete mekanından daha afilli. Yolun ortasına oturduk. Küçük çantasından cep votkasını çıkardı. Şaşırmaya devam ediyorum. Ben de onu şaşırtmak istedim ve sigara paketini çıkardım. Gecenin geri kalanında konuştuklarımızı unutmuş gibiyiz. Aynı votkayı paylaştığımızın sadece ben farkındayım. O mekanın tadını çıkarıyor, ben votkanın. Bu şehrin manzarası beni bozuyor, duygusallaştırıyor ve sen bunu çok iyi biliyorsun dedi. Ben suçsuzum ayakkabılarımı çıkarmamı sen istedin ve yol bizi buraya getirdi dediğimde boş votka şişesini duvarda parçalamıştı. Seken cam parçalarının zarar vermemesi için yüzünü kapattım ellerimle. İstemeden ona dokunmuş oldum. O an mevsim değişti. Hiç mi olmayacak dedim. Hayır dedi. Neden diye sormaya korktum. Sormadan cevap verdi:

- Çünkü votkamız bitti....